Meraklanmak

19.10.2016

Yalnızım; paltomla, beremle, kaşkolum ila. Yalnızım azizim



Gecenin bir yarısındayım. Bir yarım gecede, bir yarım sende. Yavaş yavaş yok oluyorum. Usulca, sessizce. Kimsesiz, kimseden habersiz. Ay ışığında yer yüzüne süzülen bir kar tanesi gibi. Diğer tüm kar tanelerine rağmen, yalnızca eriyip yok olacağım. Yalnızım. Paltomla, kaşkolumla, beremle. Yapayalnızım. Seninle olamayışımın üzerinden geçen günleri artık sayamaz oldum. En son aklımda bir rakam vardı. Onuda unuttum. Her sabah "lütfen bugün yazmış olsun" cümleleriyle açıyorum gözlerimi. Bir hevesle alıyorum telefonu elime. Sonrası hüsran. Bak derime nakış nakış işlemişim seni. Sökemiyorum. Sen kokuyor, hâlâ umutlarım. Sen gelmeyeceksin biliyorum. Hem artık gelsende ben olamam seninle. Yinede acıyor. Acımaya devam edecek. Yerin dolmuyor, dolduramazda kimse. Kimse sen olamaz. Senin gibi kokamaz. Biliyorum o koku sana ait ve ben bir deniz kıyısında, tekrar koklayamayacağım.
Yalnızım; paltomla, beremle, kaşkolum ila. Yalnızım azizimGeçen gün boş bir parkta kitap okumaya karar verdim. Bir kedi geldi önce banka, öyle biraz baktı bana, sonra patisini yaladı. Sonra bir yaprak koptu dalından, düştü kalbime. Kitaba dalmışım, kaç saat geçtiğini farketmedim. Güneş batmaya karar verdiğinde. Kapattım kitabımı, ayracını yerleştirdikten sonra. Çantama koyup, telefonumdan o şarkıyı açtım. Yapmazdım pek, yani dinlemezdim o şarkıyı. Çünkü hep olduğu gibi oluyor. Kırılıyorum, üzülüyorum. Dayanamadım, dinledim yine. Güneş batarken seninle dinlemiştik en son. Bu bizim şarkımız olsun demiştin. Bizim şarkımız sendin. Daha fazla dinlememe izin vermedin. Gittin, bak ben bu kelimede takılı kaldım. Hiçbir yere gidemiyorum. İnanabiliyor musun? Gittin sen, "beni bırakmayacaksın değil mi?" dediğimde. Gözlerin parlamıştı gözlerimin içine bakarken. Sonra "evet" diye eklemiştin. Kocaman sarılmıştın kollarıma. Sözünü nasıl tutmazsın? Ben kırılmayı göze almamışım sana gelirken. Canım yanıyor. Alışık değilim ben, nasıl unutulur onuda bilmiyorum. Beni yapayalnız bıraktın, bir başıma, çaresiz...
Aşağıdaki yazılar eski sararmış bir kaç sayfadan özetlerim.
"İnce Basit Bir Çizgi"
Tekrar acıkma ihtimalimiz olduğunu bile bile atıştırıyoruz her seferinde. Tekrar acıtacağını bildiğimiz halde seviyoruz birini. O biri her seferinde saplıyor hançeri omuriliğinize, felç oluyorsunuz, ona odaklanıyor yavaş yavaş ölüyorsunuz. Her seferinde aynı şey olacağını bile bile yine aynı şeyi yapıyorsunuz, yapıyoruz. Hatalıyız, hemde çok. Bir çizgi var kafamızda, herşeyin o çizgide gitmesini umuyoruz. Her seferinde hiçte o çizgiden gitmiyor hayat, kendi çizgisini kendi çiziyor. Sizde bakakalıyorsunuz ölümünüze. Aslında yaşarken öldürüyor tanrı bizi. Bir insan ilk defa üzüldüğü anda aslında ölmüştür, mutluluğunda tekrar dirilmiştir. Benim mutluluklarım eziliyor üzüntülerimin altında. Ölüyorum dirilemiyorum...
Tekrar uykumuz geleceğini farkediyoruz en sonunda, bir daha uyanmamaya karar veriyoruz. Farkına varıyoruz herşeyin, öğreniyoruz, akıllanıyoruz. Bilincini kaybetmiş bir kazazedeyken, uyanıyoruz, tamda gözlerimizi kapatmışken sonsuza dek. En doğru şeyi en sona saklıyoruz. Bu sefer iyi geceler değil, iyi yaşamlar diyoruz.
"Her Korku"
Benimde daha cesur olduğum zamanlar vardı. Çocukken korkmuyordum hiç, bisikletimi rampada hızlıca sürsem yolun sonunda uçabileceğimi düşünürdüm. Yanılmışım, uçsam bile düşüp canımı yakıyordum. Şimdilerde durum aynı, ben yine yolun sonunda uçuyorum, yine canım yanıyor.
Cesurdum işte insan bilmediği şeyden daha çok korkar diye bir söylenti var, çocukken birşey bilmiyorduk ama korkmuyorduk işte. Şimdilerde kadınlar gece yürümekten korkar oldu, bildiği birşey var "erkek". Kadın yine korkuyor, yani bilsede bilmesede korkuyor. Korkmayı haketmiyor. Keşke bir kadın arkasında beni gördüğünde ürkmese, keşke güven verebilsem. Korkuyor işte, korkmalara alışmış. Korkmayı öğrenmiş. Öğrenmek zorunda kalmış.
Kadın korkarak öğrenmiş bazı şeyleri. Bir erkek arkasında yürüken mırıldandığında o susmayı öğrenmiş. Bir erkek arabayla yanına yanaşıp "gideceğin yere kadar bırakalım" dediğinde, o susmayı öğrenmiş. Kadın hep susmuş her korkuyu yaşamış, kadın belkide hiç yaşamamış. Özgürlüğü avuçlarında hakediyor kadın. Kadın artık korkmamayı hakediyor.

"Yaşanmamış Masal"
Gözlerini kaçırmalarında kaybolmuşum, kendimi bulamıyorum. Nefeslerine saklanmışım, korkmuyorum. Kalıplaşmış içim, pul pul olmuşum dökülüyorum. Kırıyor gökyüzü nefesimi, dar geliyor ciğerlerim kirpiklerine. Tırnakların yırtıyor sigaranın dumanını. Duman oluyorum, uzaklaşıyor yüreğim. Kalbin tadıyor kalbimi, dokunuyorsun hücrelerime, hislerim uzaklaşıyor bedenimden, bedenim oluyor bedenin. Ruhuna uzanıyorum, dokunamıyorum. Ruhun kaçıyor benden, uzaklaşıyor bedeninden. Kalbi kırık göz yaşların var yanaklarına bırakmış kendini. Saçların uçuyor rüzgarda kalbime doğru. Kalbim gıdıklanıyor gülüşünle. Bir kelebek çarpıyor göz yaşına, düşüyor gökyüzünden.
Paramparça oluyor bakışlarım, bakışlarıma karışıyor kirpiklerin. Her gözyaşımda bir kelebek ölüyor midemde, gömecek yer kalmadı ölüleri, ölüler yaşamaya niyetli. Kaburgaları süzülüyor toprakta, sanki nefes alıyorlar yerin altında. Kafaları dolu geçmişle, geçmişin yükü sırtlarında. Kürek kemikleri sızlıyor galiba, yaman geliyor sevgim. Sevgime çarpıyor bir kelebek, yerle bir oluyor. Omuzlanıyor hüznü yerden, götürüyor uzaklara gülüşün. Gülüşüne sığıyor hüznüm. Hüznüme hüzün ekliyor şarkılar, masallar son bulsun istiyorum. Henüz bir masalı yaşamamışken, bitsin istiyorum. Belki diyorum mutlu sonra biter masalım. Çünkü hayat, mutlu sonlara kapalı şu günlerde. En mutlu olan çocuklar sanırım, büyüdükçe daha çok acıyor hani o göğüs kafesimde sakladığım şey. Koruması kaburgalar olan bir hayat nasıl olur da burkulur. Bir istiridye olsaydım eğer, denizin dışını hayal ederdim gün boyu, sonra geceleri de deniz suyunda kırılan ışıklarına bakardım yıldızların. Öyle bir gezegende yaşıyoruz ki, ışık bile kırılıyor.
Işığı kıran zaman, bize neden acısın ki?
Kırılmayı becerebiliyoruz da onaramıyoruz kendimizi, beceriksizlik bileklerime kazınmış bir çift hatıra gibi. Sonra makası saplıyoruz bileğimize, bir ölüm geliyor kanatlarıyla. Kanatlarının sesini duyuyoruz en son, umudun sesi çınlıyor. Yelkovan on ikiye geliyor. Masalın son demini tadıyor külkedisi. Bu şarkı bu masala ağır geliyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder