Her zaman biri ardından üzgün olmamız nedendir, düşünmeden edemiyorum. Her zaman birilerinin ardında kalıyoruz zaten. Bu daha ilkokul sıralarında başlıyor. Biz birinin ardında kalıyoruz. Bir çoğunun ardında kalıyoruz. Ayrıca ardımızda kalanlarda cabası! Bakın bir şeyler doğru gitmiyorsa sizde arkanızı dönün. Bir şeyler size gelmiyorsa siz onlara gidin. Güzel şeylerin kendiliğinden olmasını bekliyoruz ama olmuyor. Çaba gerektiriyor bazı şeyler. Bir "şey" aldı başını gidiyor yazının başından beri. Bakın o şey sizin için neyse o olmalı. Yani bu bir boşluk ve bu boşluğu siz doldurun. Bu "şey" arabanız olabilir, hayatınız olabilir, aşk olabilir. Siz kendinizden bir parça koyun. Sonra yanında şekersiz bir kahve için öyle daha güzel oluyor.
Sonbahar iliklerimize kadar işlemeye geliyor. Yaklaşıyor güz ve ben artık biraz daha hüzünlüyüm. Hani şu kederli olmayan insanları dahi depresif bir havaya sokan şarkılar var ya ben onları dinliyorum şu aralar. Hemde bu kadar hüzünlüyken...
Acımasın diye yara bandı kullanıyorum ama yine de aşkın değdikçe kalbime, acıyor işte. Belki de buna alışmalıyım. Belki de kokun olmadan yaşamayı öğrenmeliyim. Bu bloğu ilk açtığınızda beklentiniz tam olarak ne oldu bilmiyorum ama her bir satıra biraz hüzün kusacağım. Hep böyle oldu, kalemi aldım mürekkeple kazıdım hüznü kağıtlara. Şimdi de klavye ile satırlar yazıyorum. Bakın araçlar değişiyor ama acı aynı. O gitti ben yalnızım. Sende yalnızsın biliyorum. Çünkü yalnız olmasan burada olmazdın. Sevdiğinin koynunda huzur. Lakin biz gibi sen gibi yarası olanlar için huzur yoktur. Acımızı paylaşmak yetiyor zaman zaman. Bazen de yetmiyor burkuluyoruz. Buraya seni yazıyorum. Sen belki hiç bilmeyeceksin, hiç okumayacaksın biliyorum. Olsun buraya seni yazıyorum.
"Gülüşünü özledim..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder