Meraklanmak

18.01.2017

Sol Taraftan Adam...

 Yaşayışımıza göre, zaman bazı olgular ile karşımıza çıkıyor. Bu olguların bir parçası bizi incitirken diğer parçası yaralarımızı sarıyor. Umutlarımızı kucaklıyor.
 Sarılmalar tüm güzel çiçekler kadar uzak bahçeme. Ancak kucak dolusu bir sarılmaya olan özlemim. Tüm olguları sigara dumanı gibi dağıtıyor havaya.
 Hangi gün olduğunu bilmiyorum, minibüste tüm koltuklar boş olmasına rağmen yanıma ufak bir çocuk oturdu. Hava soğuk olduğundan sarı şişme montu, ayılı şapkası ile bomboş minibüste yanımı seçti. Avuçlarını seyretti bir süre. Sonra başını bana doğru kaldırıp sanki uzunca bir süredir konuşuyormuşuz da adımı sormayı unutmuş gibi bir bakışla: "Adın ne senin?" dedi. Önce bir duraksadım. Adımı söyledikten sonra ona adını sordum. Başını önüne çevirdi. Düşündü, hatırladıktan sonra bana dönüp "Ahmet, dedemin adı." dedi. Gülümsedim; öylesine cesur, öylesine düşünceli, derin bir çocuk. Bakışları gizemli. Yüz ifadesinden asla ne hissettiğini belli etmeyen neredeyse hiç gülümsemeyen bir çocuk. "Yaşın kaç bakalım Ahmet?" Diyerek arkama yaslandım. Ahmet yine duraksadı. Soru bilmediği bir yerden gelmişti ancak yanıtlamak sohbete devam etmek istiyordu. "Sekiz." dedi Ahmet kırışık bir sesle. Yüzü düştü Ahmet'in üzüldü bir parça. Ya henüz sekiz yaşında olduğundan ya da yanlış söyleme ihtimalinden. Bir süre sustuk pencereden akıp giden yolu seyrettik. Ahmet sürekli bir şey söyleyecek gibi oluyor ve sonra vazgeçiyordu. Sonra cesaretini topladı ve kulağımdaki küpeyi işaret parmağı ile gösterdi. "Bu ne?" dedi. "Küpe Ahmet ne oldu, yakışmamış mı?" diye ekledim. "Erkek küpe takmaz ki, hem saçında uzun." dedi. Kendince beni kınayan gözlerini bana dikerek. Haklıydı. Belki yaşantısı ve çevresi böyle örnekler barındırmıyordu ve annesinden duyduğu kadarıyla bu yanlıştı. "Hem erkek adam saç uzatmaz." diye konuşmayı bitirdi. Ahmet derin, düşünerek konuşan bir çocuktu. Düşünceliydi; küçücük yaşına göre fazla düşünceliydi. Gözünün içine baktım. " Evet Ahmet, uzun saç ve küpe belki senin bildiğin adamlığa yakışmaz." Elimi kalbinin üstüne koydum; " Ahmet, tam buran da güzel bir adam ol olur mu? Küpe taksanda saç uzatsan da güzel bir adam ol. "  dedim. Sonrasında yola başımı çevirdiğimde ineceğim yere yaklaştığımı gördüm. Ahmet'e elimi uzattım sonrasında ekledim. "Tanıştığıma memnun oldum küçük adam." dedim. Elimi sıktı bir şey söylemedi. Yine düşünmeye daldı. İnmeden önce gördüğüm minik bir gülümsemeydi.
Ahmet karşıma bir daha çıkmayacak  Belki çıksa da hiç hatırlamayacak. Söylediklerimi belki hiç anlamadı. Belki ileride anlayacak. Belki gerçekten adam olacak hemde sol tarafında. Belki saçları kısa küpe takmayan ancak eksik kalmış bir adam olacak. Ahmet büyüyecek. Ve umuyorum ki Ahmet birinin hayallerini incitmeyecek.

Dinleyicisiz Konuşmacı

 Saat gece yarısına geldi. Şehrin üstüne çökmüş is genzime yapışmış. Soluğuma karışmış. Buğulu bir cam gibi, uzaklar. Kırgın kaldırımlar ve unutkan sokak lambaları. Bu karanlık geceye pembe bir hüzün yayılıyor. Ağzımdan çıkan dumana karışıyor. Sokak lambaları iyice unutkan oldu. Anlattıklarımı tekrar tekrar dinliyor. Gözlerini şaşkınlıkla bana dikiyor ve söylediğim her yeni ama aslında defalarca anlattığım şey için ilk defa duyuyormuşçasına şaşırıyor. Böylesi daha iyi. En azından aynı tebessümle dinliyor beni. Tebessümü zaman zaman buruk bir ifadeye dönüyor. Ara ara kaldırımla göz göze gelip birbirlerine, gözleri ile aynı şeyleri düşündüklerinden emin olduklarını söylüyorlar. Sonra tam en heyecanlı yerinde bir belediye bankı katılıyor sohbete. Önce onsuz başladığımız için sert çıkışıyor ama sonrasında yumuşayıverip beni dinlemeye dalıyor. Serüvenlerimi, hislerimi, dünyaya bakış açımı, insanları yargılayışımı. Tüm o zorluklara nasılda karşı koyduğumu anlatıyorum. Hikayenin en heyecanlı yerinde durup aniden yüz ifadelerine bakıyor ve arayı uzatmadan ve dikkatlerinin dağılmasına izin vermeden anlatmaya devam ediyorum. Acıklı bir yer olduğunda kaldırım ağlamadan edemiyor her seferinde. Gözlerim doluyor ama belli etmemeye çalışıyorum. Çünkü maceracı olan benim ve kolay kolay pes etmem.
Sokak lambası belli bellirsiz ifadelere dönüştürdüğü siması ile tam olarak hislerini kestirmemi engelliyor. Unutkanlığının yanında birde utangaçlığı ön planda. Tam içinden birşey sormak geliyor. Yüzünü buna hazırlıyor. Derin bir nefes alıyor ve sonrasında dilinin ucuna gelen tüm düşünceleri yutuyor. Bir türlü fikirlerini sunmuyor, hislerini saklıyor. Bank ise atılgan ve telaşlı. Kolayca heyecanlanıp kolayca sinirlenebiliyor. Bana tüm bunları çektirenleri bir hamlede boğacak hale geliyor.
Sohbet koyulmuş, yıldızların ışığında soğuktan uyuşmuş yüzüm ve burnumun yanında, birde:
Yaşamaktan yorulmuş ve üzülmekten bitap düşmüş kalbim, ruhum. Tam herşey güzel, sohbet ufuksuz ve dinleyicilerim epeyce sadıkken. Geliyor vagon vagon. Tahayyül edemeyeceğim bir güç ve zulüm. Bir lokomotif ardı sıra bir sürü sır. Beni içine alıyor ve tüm ruhsuz bedenler ile iç içe geçiriyor. Tüm o sesler rahatsız edici. Belki müzik dinlersem geçer diyorum. Kulaklıklarımı takıyorum, müziği son ses açıyorum. Tüm dünya susuyor. Ancak ses ne kadar yüksek olursa olsun düşüncelerim dinmiyor zihnim susmuyor ve kavruluyor avuçlarım. Son gücümle pencereye yapışıyor ve hayretler içerisinde gidişimi seyreden tüm o hayallere bakıyorum. Elimi kaldırıyor ve sessizce hoşçakalın diyorum. Sessizce ve hissizce...