Meraklanmak

19.10.2016

Kırmızı Ekim

Bugün neler hissediyorsunuz. Ya da şöyle sormalıyım: Neler hissetmeye çalıştınız. Peki hissedebildiniz mi? Benim günlerim hissedebilmeye çalışarak geçiyor şu zamanlarda. Ne kadar başarılıyım tartışılır. Özlem, acı, hüzün, mutluluk, sevgi ne kadar uzaklar bana. Sonbahardandır belki. Yapraklarım dökülmüyor bu kez, ben dökülüyorum. 10 Ekim ne anlatıyor sana? Hiç geçmişte neler olduğunu merak ettiniz mi?
Biraz araştırdım 10 Ekimde güzel olan şeylerin yanında gerçekten korkunç şeyler var:
  • 1780 - Karayipler'deki büyük kasırgada yaklaşık 20.000 kişi öldü.
  • 1933 - United Airlines havayolu şirketine ait bir uçağa sabotaj yapıldı. Düşürülen ilk sivil uçak oldu.
  • 1944 - Nazi katliamı: 800 çingene çocuk sistematik bir şekilde Auschwitz kampında öldürüldü.
  • 1986 - San Salvador'daki 7,5 şiddetinde depremde yaklaşık 1.500 kişi öldü.
  • 2015 - Ankara'da düzenlenen "emek, barış, demokrasi" mitinginde 2 ayrı patlama meydana geldi. Patlamalarda, ilk belirlemelere göre, 100 kişi hayatını yitirdi; 48'i ağır 246 kişi yaralandı. Türkiye'de 3 günlük yas ilan edildi. Patlama, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük terör saldırısı olarak kayıtlara geçti.
Bugüne bu yazıyı yazıyorum. O kadar kötü şey olmuşken, belkide 10 Ekim'e güzel bir yazı armağan edebilirim. Birbirinden uzak yerler, yitip giden ömürler. Solan hayatlar, kaybolan umutlar, akan gözyaşları, yarım kalmış hayaller. 10 Ekim kırgın, 10 Ekim üzgün. Üzerine bulaşmış kanla günümüze kadar gelmiş. Ancak asla bir katil değil. Hâlâ umut dolu, hâlâ kötü şeyler olmasına rağmen, sevinç taşıyabilir. Sizlerde öyle yapabilirsiniz. Kalbiniz birçok yerinden kırık olabilir lakin siz ayağa kalkıp yürüyebilirsiniz. Hâlâ görebiliyorken uzun uzun bakabilirsiniz denizlere. Hâlâ hissedebiliyorken yağmurdan kaçmazsınız. Hâlâ duyabiliyorken o güzel ezgileri, kuş seslerini, baharı, kışı dinleyebilirsiniz. Hâlâ sevebiliyorken aşık olabilirsiniz. Yaşayın, sevdiklerinizle. Hâlâ onlarla beraberken. Hem bir sonraki 10 Ekim'i görebileceğimizin bir garantisi de yok.
Ankara Garı terör saldırısı.
Tüm o insanları anlayamıyorum. Nasılda mutlular. Hayat gerçekten mutlu olunabilecek bir yerse, ben nasıl oluyorda bu haldeyim? Nasıl onların mevsimi ilkbahar olabiliyorken bizimkisi hep kış? Nasıl yağıyor hala hislerimin üstüne kar; bir sokak lambasının altında.
Benim -bizim- hayatımdaki kelebekler, bir kardan adamın omzunda buz tutmuş halde. Öylece duruyorlar. Karnım kelebek mezarlığı. Gidişinde öldü tüm kelebekler, artık yeşermiyor üzeri karla kaplı çiçekler. Açmıyor geceme akşam sefası. Tir tir titriyor kırlangıçlar, denizin üstünde uçmuyor martılar. Ne zaman bir menekşe takılsa gözüme. İçimde fırtınalar kopar. Çok sevsemde kokusunu koklayamam. En son seninle koklamıştım bir daha yapamam. Son nefesime daha ne kadar kaldı bilmiyorum ama her sabah ilk nefesim"miş" gibi çekiyorum içime derince. Son nefesim olacak dönüşün. Sabırsızlıkla gelişini bekliyorum. Menekşelerle gel ellerinde. Zili çalma, kalbim hep açık sana..
Yazarken kendimi tekrarladığımı farkediyorum, yazdığım o yeri silsem yerine ne gelir bilmiyorum ki. Siliyorum sonrasında tekrar aynı şeyi yazıyorum. İnsan kendini inkâr edemiyor. Tekrarlıyor işte. Mesela senin yerine başkasını yazamıyorum kalbime, olmuyor. İnsan ne kendini ne sevgisini inkâr edebiliyor. Anlaşılan bu böyle sürüp gidecek. Sonra bir teknenin yelkenine takılacak heveslerim, öylece akıntıyla sürüklenecek sana doğru.
Gülüşlerinide özlüyorum gerçi ama en çok sen gülerken yanağının çöküşünü özlüyorum. Gamzen geceme yıldızdı ve artık yıldızsız geceler. Nasılsın, kimlesin bilmiyorum ama iyisindir umarım. Çünkü iyi olmanı istiyorum. Dileklerimi buruşturup çöp kutusuna atıyorum. Çünkü tanrıdan ümidimi kestim. Belki çöpçüler gerçekleştirir dileklerimi. Bir alacakaranlık vakti sevmiştim seni. Gökyüzüydü saçların, gökyüzüydü gözlerin. Öylece sevmiştim seni ve şimdi bir alacakaranlık vakti diliyorum dileğimi:
 "Yine gel kırmızı kaşkolunla bir alacakaranlık vakti. "
10 Ekim ANKARA GARI
 İnsanlar öldü, masumdular. Çocuklar öldü, suçsuzdular. Ne kadar üzgün ve kırgın olduğumu anlatamam. İnsanların ölmesine müsade edenleri ve bununla huzur bulanları asla affetmeyeceğim. 109 ölü 500 üstünde yaralı. Asla unutmayacağım şeylerden biride. Sosyal medya üzerinden bu olayı destekleyen insanlarla aynı ülkede yaşıyor oluşum. Bunu asla kabul etmeyeceğim. Gözlerinizin içine daima tiksinerek bakacağım. Bilmelisiniz ki daha fazla yazarsam siyasete dönüşecek lakin ben insanları öldüren bir siyaset istemiyorum. Sizden bir isteğim var. İnsanların ölmesine, yeşil gözlerin kana bulanmasına şahit olduğunuzda ölenler - ister sizin fikrinize uyuşsun isterse sizin fikrinize zıt olsun - bunu kabul etmeyin çünkü demografik özellikleri ne olursa olsun onlar insan ve bu şekilde ölmemeliydiler. 10 Ekim'de ölenlerin yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Terörü unutmayın, nefesi hep ensemizde. Görüşmek üzere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder