Beş yıllık manitan konuşmaya ıklayarak mıklayarak başlıyorsa irkil, kork; hatta oradan uzaklaş. Ulan çekiniyorsa birazdan ağzına s*çılacaktır da ondan. Hem net ve böyle çatır çatır bitirebilen biri varsa ya zaten uzun süredir seni istemiyordur. Yada başka birine aşık olmuştur. Ha bu iki ihtimalde olamaz diyorsan kesinlikle son bir kaç haftası kalmıştır. Sizi üzmemek için gidiyordur. Tabii bu filmlerde olur yani tahminimce çok fazla örneği yoktur. "Demek iki aylık ömrüm kalmış. O zaman onu bırakmalıyım. Ben ölürsem üzülür. Üzülmesin kıyamam." bu cümleyi kurabilecek kadar kedi olsak yeter. Bir yerde kedilerin yaşlandıklarında öleceklerini hissedip sahiplerinden uzaklaştıklarını ve uzakta bir yerde öldüklerini okumuştum. Ben kedi değilim. Yani en azından o kadarda tatlı değilim.
Sen şahane bir evlenme teklifi beklentisi içerisinde günlerini geçirirken, olağanüstü bir terk edilişe maruz kalıp şoka girebilirsin. Girme, umutlar içerisine de girme. Anladığım kadarıyla herkes bir gün gidiyor. O bir gün er yada geç geliyor. Senaryolar değişse de sonuç aynı. Terk ediliyoruz. Yalnız kalıyoruz ve hüzünlü olan tüm şarkılarda kayboluyoruz. Tüm gerçekleri döktüm buraya. Hadi şimdi yaşamak için bir neden bul. Aslında çokta zor değil. Kış için yaşanır. Yeniden uyandığında tüm doğanın bembeyaz oluşu. Paha biçilemez ve kesinlikle yaşamak için yeterli bir neden. Dert etmeyin, bir evcil hayvan edinin. Gerçekten terk etmiyorlar. Test edildi, çalışıyor.
"Bir köpek kadar sevseydin keşke."
Sağdan yazmaya başlasam da,
Soldan başlasam da,
Sana yalnızlığı yazacağım. Çünkü gerçek olan bu. O kadar net ve kusursuz ki asla inkâr edemiyorsun. Reddedemiyorsun, öylece geliyor bir gece ansızın. Kapılıyorsun karanlığına ve artık kalın da yazsam eğik de yazsam acın dinmeyecek. Tek çözüm gidenin üstünü çizmektir ve sende öyle yapacaksın.
Hadi içimizdeki umutları bir kenara bırakalım ve gerçekçi olalım. Gitti ve senin ne hissedeceğini düşünmedi. Şimdi nerede? Ne yapıyor? Kalbi kim için atıyor ve kim için eskisi kadar güzel gülüyor? Bunların hiçbirinde sen yoksun. Gitmelere çare yok. Bir yeşil çay içsem her şey güzel olacak gibi. Eğer sevgilim beni oscarlık terk etti diyor isen. Bizdensin işte, inkar edemiyoruz birbirimizi. Buradayız, ait olduğumuz yer burası. Hüzünlü olan her yer. Kederli kitaplar ve o mutsuz ötesi şarkılar. Eğer bir toplu taşıma aracında kulaklığından müzik dinlerken kitap okuyabiliyorsan terk edilmişsin veya çok yalnızsın demektir. Çünkü o tam tersi olmuş olsa idi. O telefona mesaj gelirdi ve kitaptan seni alıkoyardı. Belki de en güzel tarafı bu. O güzel kitapları, sırf yalnız olabildiğim için okuyorumdur. Belki de canım çok yandığı için.
Yağmuru sende çok seviyor musun? Ben çok seviyorum mesela. Hatta öyle çok seviyorum ki yağmura bir çok şey yakıştırıyorum. Mesela kolları uzun bir kazak düşün. Ne çok yakışıyor yağmura. Veyahut bir kupa dolusu sıcak çikolata. Ah ne şık durdu. Romantik bir kitap, birde güzel manzarası olan bir pencere. Bunlar birleştiğinde zaman yavaşlamıyor mu? Gerçi ben ıslanmayı da çok severim. Böyle sakin sakin yağan bir yağmurun altında. Bir demet sakin adımla ilerlemek. Bir düzine kalp atışını yağmur için kullanmak. Hayatta yaptığımız o saçma sapan çoğu şeyden daha anlamlı olabilir.
”Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni. Çünkü korkarım; toprak aldığını vermiyor geri.”
(Cemal Süreyya)Ne güzel söylemiş, vermiyor sahiden veya giden geri gelmiyor. Az önce de söylediğim gibi, hikaye değişiyor son aynı. Mutsuz son. Masallar hep mutlu sonla, hayatlar hep mutsuz sonla bitiyor.
”Hiçbir yağmurda, sensiz ıslanmaya cesaret edemedim ben, işte bundan, pencerenin ötesine geçemedi hayallerim…”(Hikmet Anıl Öztekin)Meğer bundanmış çocuk kalmam. İnsanın hiçbir hayali gerçekleşmezse hep çocuk kalırmış. Ben hep pencerenin ardından diledim dileklerimi. O dilekler hep o pencerenin ardında kalmış. Bense büyümemişim. Ne kadar çabalasam da dönüp dolaşıp yine onsuzluğa gelmişim. Gidecek başka yerim yok ama yine de ait olduğum yerdeyim.
Dokunsalar ağlayacakmışım gibi hissediyorum. Gelip dokunuyorlar ve ağlayamıyorum. Böyle düğümleniyor kursağım. İnciniyor kaburgalarım, iç organlarım parçalanıyor. Ben yine ağlayamıyorum. Yakıştıramıyorum terk edilmeyi kendime ve terk etmeyi o'na. Ancak ne dönüp bakıyor arkasına, ne de vazgeçiyor gitmelerden. Dönmeyecek ve ben ağlayamayacağım. Ağlayamadığım sürece geçmeyecek. Acıyacak, kanayacak ve hiç geçmeyecek. Ben o'na oscar falan vermezdim. Çünkü bu hikaye en kötü dalda en kötü senaryo ve en kötü son.
Özür dilerim sevgilim bu gece sana oscar falan yok. Seni de buraya kadar yorduk kusura bakma. Şimdi arkanı dön ve yeniden umursamadan git. Hem umursamama konusunda üstüne tanımıyorum. Daha önce söyleme fırsatım olmamıştı. Şimdi.. Hoşça kal...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder