Soğuk bir gece, avuç içlerim serin. Göz kapaklarım ağır. Buradayım, uzunca düşündüm ve yazabileceğim şeyler bulmaya çalıştım. Yazmaya başlamadan önce ne yazacağına karar vermek çok zor. Bu güne ne uyar? Bu saate tam olarak ne yakışır? Kim yazıyı sever? Kimler saçma bulur ve kimler gerçekten beni anlar? Bu sorular aklımı yesin dursun. Sizler nasılsınız? İyi olabildiniz mi hiç? Hani sol yanınız acıyordu ya? İyileşti mi?
"İyileşmedi" dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız, iyileşmiyor...
Soruların sonu gelmez. anlatabileceğim pekte bir şey yok. İstanbul'dan diplomamı aldım. Artık tam anlamıyla bir ön lisans mezunuyum. Bir yıl aradan sonra lisans okuyacağım, endişelenmeyin... Çokça boşluğa düştüğüm doğrudur. İnsan ne zaman ne yapması gerektiğini kestiremiyor. Yani tahmin edemiyorsun. Belki de yarın hiç olmayacak. Belki de yarına sığdırabileceğimiz biri hep göğüs kafesimizin kuytusunda sızlanmaya devam ediyordur. Söylenip içten içten içimizi yiyordur. Gerçi içimde pekte bir şey kalmadı. Bursa'da doğup büyüdüm. Liseyi burada okuduktan sonra üniversite için İstanbul'a gittim. İnanılmaz dinamikti, tabii sonuçta Bursa'dan gidiyordum. Bana çok hareketli hissettiriyordu. Kalp atışım Bursa gibiydi, yavaş ve sessiz. Ancak İstanbul'da kalbinizin o ritme ayak uydurmaması imkansız. Hem öyle olmasa geri kalırsınız. Metroya binemeyen, minibüsten bir türlü inemeyen olursunuz. Çok fazla insanla "yalnız kalmak" imkansız olabiliyor. Hep yalnızlıktan bahsettim. Öyleyse bu yazıda da İstanbul'da yalnız kalamayışımdan bahsedeyim.
"Şahit olmak istemiyorum, minik bedenlere uzanan elleri daha fazla görmek istemiyorum. Dinlediğim hikayeler artık ağır geliyor. İnsanların bu kadar kötü olmasını kaldıramıyorum. Hasta olmanın yanında birde katil olabilen insanlara artık tahammül etmek istemiyoruz. Onları görmezden gelmek istemiyoruz. İçlerindeki ruh kalıntılarının ölümünden sonra her türlü kötülüğü yapan insanlarla aynı sokaklarda gezmek istemiyoruz. Beyinleri gelişememiş ancak bazı uzuvları gelişmiş insanlarla ile aynı apartmanda kalmak istemiyoruz. Artık çocukların, kadınların rahat bir şekilde gezebildiği bir mahalle istiyoruz. Bir erkek olarak, incittikleri her bayan için tüm o sapık ruhlu heriflerin hak ettikleri cezayı bir an önce bulmalarını diliyorum. Hoşça kalın ve bu ülkede yaşanan olayları unutmayın. Birine güvenmeden önce tekrar tekrar düşünün. Bu ülke çocuk kalmak için çok tehlikeli. Bir an önce çocukluğunuzu kenara bırakın ve bir yetişkin gibi düşünün. Çünkü bedeniniz her dakika tehlike altında. "
Güvensizlik, kibir, öfke ve telaş; her ten tonuna sahip insanlar bu özellikleri almışlar içlerine, oturtturmuşlar; onlarla günlerini gün ediyorlar. Öyle günler düşünün, hissetmeden sadece nefes aldığınız. Hareket ettiğiniz ancak bitkisel hayatta olduğunuz. Öyle günler var İstanbul'da. Öylesine kalabalık öylesine doymuş ki. İçi içine sığmıyor İstanbul'un. Çığlıkları göğe ulaşıyor, kimse kulak vermiyor. Dinlemiyor, sesini duyamıyor. Oysa öyle ezgi dolu fısıldıyor ki çığlıkları bir deniz kenarında. Hatta hiddeti çarpıyor kıyılara. Öfkesi her bir tepeden süzülüyor ufuklara doğru. Onu anlayan insanlar, gerçekten duyabilenler ise ondan uzaklaşıyor. Belki de gerçekten İstanbul'da yaşaması gereken insanlar sırf ona daha fazla zarar vermemek için ondan uzaklaşıyor. Filmlerdeki gibi değil İstanbul. Dertlendiğinde, kederlendiğinde bir başına bir deniz kenarında derince nefesler alamıyorsun. Olmuyor işte yalnız olamıyorsun. Biri çıkıveriyor köşeden. Belki oda yalnız başına nefes almak istemiştir ama alamıyor. Çünkü İstanbul buna izin vermiyor...
Kâbuslar dört bir yanı sarmış. İstanbul'da gece de olmak bilmiyor. Hava kararıyor, ancak sessizlik sokaklara inmiyor. Gecede de kulak kesilemiyoruz İstanbul'a, öyle yüksek seste ki insanların ruhsuzlukları, bastırıyorlar tüm o güzel ezgileri. Akşamları da tuzlu oluyor hava, boğuk ve koyu. Hava kararınca ayrı bir üzüyor İstanbul ayrı bir hüzün kokuyor. Ayrı bir hüzünlü oluyor... Üzülüyor insan istemeden. Buruklaşıyor, incinmişçesine eğiyor boynunu. Öylece kaldırımlara bakıyor, usul usul adımlar atarken. Tüm o kalabalığın gürültüsünü bastırmak için son seste müzik dinliyorlar kulaklıkları ila. O İstanbul'da hiç mutlu olamayan ama bir o kadarda İstanbul'a muhtaç olan insanlar.
Her köşeyi döndüğünüzde size avucunu açan birini bulursunuz. Şu konuda net olmalıyım ki kimsenin tercihi ve yaptığı şey beni alakadar etmez. Ancak yağmur yağarken çıplak ayaklarıyla bana el uzatan çocukların yüzleri, onları asla unutamayacağım. İnsanin bir avuç mutlulu varsa eğer onu da o avuçlara bırakıyor. Oracıkta bırakıyor. Tüm çaresizliğinle, ona tüm yardımcı olamayışınla uzaklaşıyorsun oradan. Emin adımlarla değil buruk adımlarla yürüyorsun. Güçsüz adımlarla, özgüvensiz adımlarla gidiyorsun gideceğin yere. Sen gidiyorsun ama senden bir parça o avuçlarda kalıyor. İşte o avuçlar hepimizden bir parçayı tutuyor. Hepimizden bir parçayı açıyor bir sonraki kişiye. Bizi bize paylaştırıyor, hepimiz yarımız...
Aşklar var İstanbul'da. Kadıköy'den Beylikdüzü'ne aşk kokuyor. Tabi o kadarla sınırlı değil İstanbul ancak ben daha ilerisine gitmedim. Hem hiç kokusunu alamadığım bir mesafenin aşkını size anlatamam. Doğru olmaz. Ben hissedebildiğim kadarım ve size hissedebildiğimi yazıyorum. Beni anlamaya çalışırsanız karmaşık gelirim sıkıcı gelirim. Anlamsız gelirim. Beni anlamayın, yazılarımı hissedin. Amacım yön vermek değil, açık olmak. Size anlamsız gelen o şeylere değer yüklemek istiyorum. Bir yağmur damlasından alabileceğiniz tüm o duyguları size anlatmaya çalışıyorum. Yazılarım bir yakarış değil bir umut olsun istiyorum. Sevin istiyorum, korkusuzca. Çünkü bu dünya kirleniyor ve temiz kalabilen tek şey sevgi. Kalpler kirleniyor, akciğerler kirleniyor, hücreler kirleniyor, zihinler kirleniyor. Sevgi temiz kalacak. Tüm bu kaosun ortasından olağan berraklığıyla sıyrılacak ve bir yıldız gibi parlayacak. Sevgi hepimiz için ortak nokta olacak çünkü sevgi tek gerçek güzel şey. Canlıları sevin. Evcil hayvan edinmekten veya bir canlıyı sevmekten. Sırf onu kaybetmekten korktuğum için korkuyorum. Bu benim zayıf yönüm. Siz öyle yapmayın, sonunda kaybetmek bile olsa sevin. En son bir kedi ile gömdüğüm ruhumu anımsayamıyorum.
İnsan mutlaka bir gün çocukluğunu kaybeder. Ne zaman kaybederseniz kaybedin o andan itibaren artık çocuk değilsinizdir. Kimi bir taciz mesajıyla bırakıyor çocukluğu bir kenara. Kimi ise öğretmeni tarafından tecavüze uğradığında unutuyor ip atlamayı. Kimi ona dokunan kirli ellerle artık saklambacın çocuk oyuncağı olduğunu düşünüyor. Bir akrabası tarafından şiddet ve tecavüz sonucu evcilik oyununu bırakan kızlar var. Bu ülkede çocuk bedenlere dokunmuş hasta eller var. Kimi babası öldüğünde kaybediyor çocukluğunu. Kimi annesi öldüğünde. Kimi tüm umutları kırıldığında bırakır çocukluğu bir kenara kimi ise sevdiği tarafından terk edilince. Bazen ise sevdiği gözlerinin önünde ölünce. Elbet bırakılır o çocukluk bir kenara çünkü böylesi gereklidir. Büyümek gerekir, büyük gibi düşünmek, büyük gibi hissetmek gerekir. Ben İstanbul'da vazgeçtim çocukluğumdan. Öyle gerekiyordu çünkü tehlikeli ve uçsuz bucaksızdı. Algılayabileceğimden fazla kötüydü. Kötülüğü bilmedim hiç, anlamakta istemiyorum hem. Kötü olmak için bir sebebim de yok. Erken veya geç, zaman gelir ve artık çocuk olmadığınızın farkına varırsınız. Tamda o anda artık kocaman olmuş olursunuz. İçinizdeki çocuk umarım oralarda bir yerdedir. Çünkü gün gelecek, onun sizi sobelemesine ihtiyacınız olacak.
"Şahit olmak istemiyorum, minik bedenlere uzanan elleri daha fazla görmek istemiyorum. Dinlediğim hikayeler artık ağır geliyor. İnsanların bu kadar kötü olmasını kaldıramıyorum. Hasta olmanın yanında birde katil olabilen insanlara artık tahammül etmek istemiyoruz. Onları görmezden gelmek istemiyoruz. İçlerindeki ruh kalıntılarının ölümünden sonra her türlü kötülüğü yapan insanlarla aynı sokaklarda gezmek istemiyoruz. Beyinleri gelişememiş ancak bazı uzuvları gelişmiş insanlarla ile aynı apartmanda kalmak istemiyoruz. Artık çocukların, kadınların rahat bir şekilde gezebildiği bir mahalle istiyoruz. Bir erkek olarak, incittikleri her bayan için tüm o sapık ruhlu heriflerin hak ettikleri cezayı bir an önce bulmalarını diliyorum. Hoşça kalın ve bu ülkede yaşanan olayları unutmayın. Birine güvenmeden önce tekrar tekrar düşünün. Bu ülke çocuk kalmak için çok tehlikeli. Bir an önce çocukluğunuzu kenara bırakın ve bir yetişkin gibi düşünün. Çünkü bedeniniz her dakika tehlike altında. "
Sevgiler...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder