Saat gece yarısına geldi. Şehrin üstüne çökmüş is genzime yapışmış. Soluğuma karışmış. Buğulu bir cam gibi, uzaklar. Kırgın kaldırımlar ve unutkan sokak lambaları. Bu karanlık geceye pembe bir hüzün yayılıyor. Ağzımdan çıkan dumana karışıyor. Sokak lambaları iyice unutkan oldu. Anlattıklarımı tekrar tekrar dinliyor. Gözlerini şaşkınlıkla bana dikiyor ve söylediğim her yeni ama aslında defalarca anlattığım şey için ilk defa duyuyormuşçasına şaşırıyor. Böylesi daha iyi. En azından aynı tebessümle dinliyor beni. Tebessümü zaman zaman buruk bir ifadeye dönüyor. Ara ara kaldırımla göz göze gelip birbirlerine, gözleri ile aynı şeyleri düşündüklerinden emin olduklarını söylüyorlar. Sonra tam en heyecanlı yerinde bir belediye bankı katılıyor sohbete. Önce onsuz başladığımız için sert çıkışıyor ama sonrasında yumuşayıverip beni dinlemeye dalıyor. Serüvenlerimi, hislerimi, dünyaya bakış açımı, insanları yargılayışımı. Tüm o zorluklara nasılda karşı koyduğumu anlatıyorum. Hikayenin en heyecanlı yerinde durup aniden yüz ifadelerine bakıyor ve arayı uzatmadan ve dikkatlerinin dağılmasına izin vermeden anlatmaya devam ediyorum. Acıklı bir yer olduğunda kaldırım ağlamadan edemiyor her seferinde. Gözlerim doluyor ama belli etmemeye çalışıyorum. Çünkü maceracı olan benim ve kolay kolay pes etmem.
Sokak lambası belli bellirsiz ifadelere dönüştürdüğü siması ile tam olarak hislerini kestirmemi engelliyor. Unutkanlığının yanında birde utangaçlığı ön planda. Tam içinden birşey sormak geliyor. Yüzünü buna hazırlıyor. Derin bir nefes alıyor ve sonrasında dilinin ucuna gelen tüm düşünceleri yutuyor. Bir türlü fikirlerini sunmuyor, hislerini saklıyor. Bank ise atılgan ve telaşlı. Kolayca heyecanlanıp kolayca sinirlenebiliyor. Bana tüm bunları çektirenleri bir hamlede boğacak hale geliyor.
Sohbet koyulmuş, yıldızların ışığında soğuktan uyuşmuş yüzüm ve burnumun yanında, birde:Yaşamaktan yorulmuş ve üzülmekten bitap düşmüş kalbim, ruhum. Tam herşey güzel, sohbet ufuksuz ve dinleyicilerim epeyce sadıkken. Geliyor vagon vagon. Tahayyül edemeyeceğim bir güç ve zulüm. Bir lokomotif ardı sıra bir sürü sır. Beni içine alıyor ve tüm ruhsuz bedenler ile iç içe geçiriyor. Tüm o sesler rahatsız edici. Belki müzik dinlersem geçer diyorum. Kulaklıklarımı takıyorum, müziği son ses açıyorum. Tüm dünya susuyor. Ancak ses ne kadar yüksek olursa olsun düşüncelerim dinmiyor zihnim susmuyor ve kavruluyor avuçlarım. Son gücümle pencereye yapışıyor ve hayretler içerisinde gidişimi seyreden tüm o hayallere bakıyorum. Elimi kaldırıyor ve sessizce hoşçakalın diyorum. Sessizce ve hissizce...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder